Çarşamba, Aralık 31, 2014

MİSKET TEORİSİ





 Genç adam yoğun iş temposundan iyice bunalmıştı.
Vakit akşama yaklaşıyordu,
ama mesai kavramına çok yabancı olduğu için
evine ne zaman gideceği belli değildi.
 Başını iki elinin arasına aldı, gözlerini sıkıca kapadı.
Çok para kazanıyordu.
Yöneticiydi,
 birçok insanin imrenerek baktığı bir konumdaydı.
 Ama yaşadığı hayatı hayat olarak görmüyordu.
 
 "Bu ne biçim hayat böyle!" diye söylendi kendi kendine.
 
 Hafta sonlarında dahi evine gidemiyordu.
 Toplantılar, iş seyahatleri,
 yazışmalar ve koşuşturmacayla geçen bir hayat.
Pek çok yakın dostunun adını dahi unutmuştu.
 
 Bu karamsarlık içinde kıvranırken, birden
 çekmecesindeki küçük radyosu aklına geldi.
Radyoyu açtı.
Yayınlanan müzik parçası ile biraz rahatladığını hissetti.
Müziğin ardından yaşlı bir adamın konuşmasıyla
 gayri ihtiyari radyoyu kapatmak istedi.
 Ama birden durdu.
İlginç bir teoriden bahsedeceğini söylüyordu yaşlı adam.
"BİN MİSKET TEORİSİ"ni anlatacaktı. Merakla dinlemeye başladı.
 
 "Bir gün oturdum ve biraz aritmetik yaptım.
 Ortalama bir kişinin yetmiş beş yaşına kadar yaşadığını varsaydım.
 Biliyorum,bazıları daha çok, bazıları da daha az yaşar.
Ama biz yetmiş beş sene yaşadığını düşünelim.
 Bir yılda 52 hafta olduğu için,
 75'i 52 ile çarptım ve ortalama ömre sahip bir insanin
tüm hayatında yaşayacağı cumartesi sabahı sayısı olarak
3900 rakamına ulaştım.
 Şimdi beni iyi dinleyin. En önemli kısmına geliyorum.
 Bütün bunları ayrıntılı olarak düşünmeye
elli beş yaşında başlamıştım.
 Yaptığım hesaba göre bu yaşa kadar
2180'in üzerinde cumartesi yaşamıştım.
 Ve eğer yetmiş beş yaşına kadar yaşarsam,
 yaşayacağım cumartesi sayısı  sadece bin adet olacaktı..
 Bir oyuncak dükkânına gittim ve elindeki tüm misketleri aldım.
1000 adet misketi bir araya getirmek için
 üç tane daha oyuncakçı dükkânını ziyaret ettim.
Bunları eve getirdim ve
 atölyemdeki radyomun yanında duran
büyük, şeffaf bir kavanozun içine
 hepsini doldurdum.
O günden sonra, her cumartesi kavanozdan bir tane aldım.
 Misketlerin azaldığını gördükçe,
 hayatımdaki önemli şeyleri
daha fazla
 DÜŞÜNMEye başlamıştım.
 Anladım ki,
dünyadaki zamanımın akıp gittiğini seyretmek kadar
 önceliklerimi düzene koymama hiçbir şey yardım edemez."
 
 Yaşlı adamın anlattıkları öylesine etkiliydi ki,
genç işadamı âdetâ dünyadan kopmuş,
radyoya kilitlenmişti.
Yaşlı adam şu cümlelerle konuşmasını tamamladı:
 
 "Programı kapatmadan önce şimdi size son bir şey daha anlatacağım.
 Bu sabah kavanozun içindeki son misketi de aldım.
 Eğer önümüzdeki cumartesiye kadar yaşarsam,
bana biraz daha zaman verilmiş olacak.
 Unutmayın,
 hepinizin kullanabileceği en önemli şey,
 biraz daha fazla zamandır."
 
 Yazı böyle devam edip gidiyordu..
 farkında mısınız bilmiyorum ama
bizi meşgul eden o kadar oyun var ki..
 önemli ya da önemsiz..
 ama biz bunların arasında kaybolup gittiğimizi farkedemiyoruz bile ..
 işin garibi farkettiğimiz an da
"şu işimi de bitireyim ondan sonra..."
 diye erteliyoruz..
 değil mi??
 hadi arkanıza yaslanın..
derin bir nefes alın..
hayatınızda önemli olan dostlarınızdan birisinin telefonunu çaldırın..
cıvıl cıvıl sesinizle "merhaba.." deyin..
gülümseyin….
Mutluluklarınızın
kalıcı ve bulaşıcı olması dileklerimle..
ALINTIDIR