Perşembe, Eylül 28, 2006

YORGUNLUK

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
"Yorgunluğunuz, durgunluğunuz,
bitkinlik, halsizlik ve isteksizliğinizin,
uyku bölünmeleri, çarpıntılar yürek sıkışmalarınızın,
sırt-bel-boyun-göğüsağrılarının,
kaşıntı ve egzamalarınızın kaynağını ruhsal elektriğinizdeki
kontak atmalarında aramalısınız.
"Vücudunuz yetenekli bir enerji dönüşüm merkezidir.
Taşıdığınız trilyonlarca hücre,
besinlerle aldığınız gücü enerjiye çevirebilen organcıklarla donatılmıştır.
Yiyecek ve içeceklerle aldığınız gücü kullanılabilir
enerjiye çeviren süreçler,
müthiş bir düzen içinde tıkır tıkır işler.
Bu süreçleri etkileyen pek çok faktör var.
Yaşınız, cinsiyetiniz, hormonal metabolik yetenekleriniz,
genetik mirasınız ve kişisel sağlık hikayeniz
bunlardan bazılarıdır.
HAYAT bir enerjidir.
İhtiyacı olan enerjiyi
beden ve ruhun o müthiş işbirliğinden alır.
Yürümek,
koşmak,
konuşmak,
duymak,
uyumak, gülmek, kızmak, yazmak
gibi hayata ilişkin pek çok şey bu enerjiyi kullanır.
Ne vücudunuzun bol bol enerji üretmesi,
ne de kalorileri yüklenmesi
kendinizi canlı ve güçlü hissetmenize yetmez.
'Enerji ve canlılık hissi arasındaki ilişkiyi
sadece kaloriler belirlemez.
Canlılık hissinde,
biraz ruh sağlığının
ve biraz da duygusallığın yeri olması gerekir.
COŞKUYA ÖNEM VERİN
Enerjik ve canlı kalmayı,
eskilerin deyişi ile taş gibi olmayı istiyorsanız,
hayatın gücünü sadece yediklerinizde,
içtiklerinizde aramayın.
'Hayat çorbasının içine birer tutam huzur,
coşku, sevinç ve birer parmak keyif,
heyecan ve ümit katmaya bakın!
Hayat enerjisinin sadece yedikleriniz,
içtiklerinizde gizli olmadığının farkına varmalısınız.
Sağlığın
bedensel ve ruhsal tam bir iyilik hali olduğunu unutmayıp
fiziksel metabolik süreçlere takılıp kalmamalısınız..
Saydığımız bu ve benzeri sorunlar,
çoğu kez bedenden kaynaklanmıyor.
Biraz korku, endişe,
üzüntü veya güvensizlik dolu olan tabancayı
bir anda patlatıyor.
Eğer ruhsal enerji üretiminizin yeterli olmasını istiyorsanız
şu önerileri bir kenara not alabilirsiniz.
ACELECİ OLMAYIN
Yavaşlayın.
Sağlıklı bir ruh,
bedeni ile yan yana yürüyen,
ona gecede gündüzde,
korkuda sevgide,
tasada, endişede eşlik edendir.
Ruhunuzu bedeninizden ayırmayın,
onu koşturup yormayın.
İşe yavaşlayarak başlayın'.
Ruhunuzu hayatın doğal hızına,
olağan ritmine bırakın.
Yemenizi içmenizi,
aşık olup sevmenizi,
yürümenizi, düşüncelerinizi,
mümkün olduğu kadar yavaşlatın.
Acele etmek için çok da acele davranmayın.
Beden ve ruhunuza baş başa kalmaları,
konuşup anlaşmaları için zaman bırakın.
Daha yavaş yemeye,
dinlenmeye, uyumaya,
zamanı uzatıp daha fazla yaşamaya,
hayatı daha çok paylaşmaya bakın.
Eğer hayata daha çok değmek,
huzur, keşif, neşe eklemek,
hayatı geçmemek istiyorsanız
birinci adımın hep aynı olduğunu unutmayın.
İşe yavaşlayarak başlayın.
DİRENÇLİ OLUN
Size daha çok sağlık veren şeyin yalnızca pasta,
börek,
hamburger
ve kurabiyelere gösterdiğiniz direnç olduğunu sanmayın.
Kaliteli ve formada bir hayat istiyorsanız
direnmeniz gereken çok şey var:
Karamsarlık, korku, endişe,
panik, hiddet, kızgınlık, kabalık,
kin venefreti hayatınıza sokmayın.
KIZIP SİNİRLENMEYİN
Kızmayın, sinirlenmeyin.
Her şey, her zaman daha önce hesaplanan,
ölçülüp biçilenden farklı boyutlar kazanabilir.
Çevrenizde sizi üzen, bunaltan şeyler bazen yoğunlaşabilir.
Bunları çevresel kirlenme gibi algılayın.
Huzurlu olmak,
içe dönük yaşamda daha önceden örgütlü olmaktır.
Kafakarışıklığı, güçlük, çatışma ve karşıtlıklar hep olacaktır.
Marifet, bu durumlarda da sinirlenmemek, kızmamaktır.
İç sükuneti, olabildiğince korumaktır diyor Vincent Peale.
Huzur ve sükunetin ürettiği enerji,
temiz ve organik bir enerjidir.
Kızgınlık, öfke, nefret gibi zararlı katkıları ihtiva etmez.
DAHA ÇOK SEVİN
Daha çok hayat enerjisi üretmenin en kolay yolu daha çok sevmektir.
Sınırsız, karşılıksız sevmektir.
Sevgi oktanı en yüksek, fiyatı en ucuz yakıttır.
Bagajınıza daha çok sevgi yükleyin.
BAZEN BOYUN EĞİN
Kabul edin!
Gerektiğinde direnmelisiniz.
Ama uzun süreli dirençlerin,
beyhude karşı gelmelerin,
uzamış streslerin adrenalin,
kortizon ve ensülin gibi fazlası can yakan hormonları artırdığını bilmelisiniz.
Biraz şans, kader, kısmet
ve biraz da ilahi takdir hayatın içinde mutlaka yer almalıdır.
Böyle durumlarda Nehru'dan yararlanın:
'Hayat iskambil oyununa benzer.
Elinize gelen kartlar gerçekliği temsileder.
O kartlarla oyunu nasıl oynadığınız ise özgür iradenizi...
'Elinize iyi kartlar gelmediğinde,
mevcut kartlarla yetinin.
Bekleyin, kabul edin.
Bu da geçer deyin.
Hayat sonsuz bir enerjidir.
Bu enerjiyi sürekli olarak üretmek,
üretirken tükenmemek, tüketmemektir.
Kirletmemek ve iyi yönetmek gerekiyor.
Marifet hayatı uzatmakta değil,
hayatı mutlu kılmakta,
ona yeni ve farklı hayatlar ekleyip
ritmini ve hızını bozmamaktır.
Sevgili Can Dündar çok haklıdır!
İnsanlar şişirilen kasları,
silinen kırışıklıkları ile genç kalmıyor.
Genç kalmak,
yaşadığıyla övünebilmek,
istediğinde başını alıp gidebilmek,
istediğinde kaldığı yerden ya da sil baştan başlayabilmektir.
Hayata taraf olmaktır.
Hayatı ıskalamamaktır.
Hayatın içinde kalmaktır.
Hayata her yaşta ve her sabah yeniden başlamaktır...

Hiç yorum yok: