Salı, Haziran 15, 2010


Avustralya’da,
bir spor salonunun camında bir reklam;
zayıf ve bronz tenli bir kadın,
hemen yanında şu yazıyor:
“Bu yaz, deniz kızı mı olmak istersiniz,
yoksa bir balina mı?”
Afişteki mankenin
fiziksel özelliklerinden çok uzak olan
orta yaşlı bir kadın,
spor salonunun reklamına cevap veriyor:
İlgilenenlere duyurulur,
Balinaları arkadaşları asla yalnız bırakmazlar,
yunuslar, deniz aslanları, meraklı insanlar..
Aktif bir cinsel yaşamları vardır,
hamile kalır, sevimli bebek balinalar doğururlar.
Denizde yüzer, oynarlar.
Polinezya adalarının mercan kayalıkları gibi
muhteşem yerleri görme şansına sahiptirler.
Balinalar harika şarkı söylerler, CD’leri bile vardır.
Bazı insanlar dışında,
onlara zarar vermek isteyecek tek bir varlık yoktur.
Dünyada herkesin sevdiği,
koruduğu ve hayran kaldığı şahane hayvanlardır.
Denizkızı?
Öncelikle, denizkızı diye birşey yoktur.
Var olsalardı da kimlik karmaşası sebebiyle
psikolog kapılarında sıra oluştururlardı.
Balık mısın? İnsan mı?
Cinsel hayatları yoktur.
Yanlarına yaklaşan erkekleri öldürüyorlar,
nasıl olabilir ki?
Hem, iyice bir bakın, gerekli donanım nerede??
Ee, sonuç olarak çocukları da olmaz.
Zaten balık kokan bir kadını kim ister ki?
Sonuç?
Ben balina olmayı tercih ederim.
Medya
sadece zayıf insanların güzel olduğunu savunuyor
ama ben çocuklarımla dondurma yemeyi,
beni heyecanlandıran adamla
güzel bir akşam yemeğinde sohbet etmeyi,
arkadaşlarımla çikolata paylaşmayı çok seviyorum.
Zamanla kilo alıyoruz;
çünkü,
kafamıza o kadar çok bilgi yüklüyoruz ki
yer kalmıyor
ve bedenimizin diğer bölümlerine yerleşmeye başlıyor.
Yani, biz kilolu değiliz,
inanılmaz kültürlü, eğitimli ve mutluyuz.
Bugünden itibaren,
aynaya bakıp da kalçamı gördüğümde,
şunu düşüneceğim:
“Allah’ım ne kadar da akıllıyım!”

Hiç yorum yok: